Kitap İncelemesi: Yeraltı Demiryolu


Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead

Aldığı Ödüller

  • 2017 Pulitzer  Ödülü
  • 2017 Athur C. Clarke Ödülü
  • 2016 Amerikan Ulusal Kitap Ödülü
  • İdefix tarafından 2017 yılının en iyi kitabı seçildi.
  • The New York Times, Amazon, Wall Street Journal, Washington Post, Time, NPR, Goodreads, Oprah’s Book Club tarafından yılın en iyi kitapları listesine girdi.

Kitabın İsmi Neden Yeraltı Demiryolu?

Tarihsel bakımdan yeraltı demiryolu, köleleştirilmiş bireylerin Amerika’nın güneyinden özgür eyaletlere, kuzeye kaçmasına destek olan güvenli  ağlara verilen mecazi tanımken kitapta karşımıza yeraltında uzanan somut bir demiryolu olarak çıkıyor ve bu, kahramanın kaçış yolculuğu sırasında bir eyaletten diğerine ulaşmasına olanak sağlıyor.

Kısa Kısa

Amerikan edebiyatının en yeni yıldızı Colson Whitehead’den, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasında anılan cesur ve sarsıcı bir roman: Yeraltı Demiryolu. Whitehead, Amerika’nın adeta bağırsaklarını deştiği bu romanında “rüya” ülkesinin geçmişine uzanıyor ve okurunu uzun zaman terk etmeyecek ilham verici bir mücadele öyküsü anlatıyor. Dünyada bir başına kalmış bir kadının, Cora’nın dünyaya kafa tutma öyküsü bu; öldürmeyip güçlendiren darbelerin, birer nişan gibi taşınan yara izlerinin ve zamanı gelince ya ödenen ya da ödetilen bedellerin öyküsü. Öyle bir öykü ki, çağın karanlığında pırıl pırıl parlıyor ve dört bir yanı saran kötülüğün bataklığında kaybolan ruhlara kuzey yıldızı misali yön gösteriyor.

Eleştirmenlerden tam not alan, çoksatarlar listelerinde aylar boyunca bir numarada kalan ve ödüllere doymayan Yeraltı Demiryolu, Sefiller’den Sevilen’e uzanan bir yelpazede yer alan engin çağrışımlarıyla son yılların en önemli ve en çok ses getiren kitaplarından biri.

Büyük’ Amerika’nın romanı olan bu eserde Amerikan halkının kölelik konusunda geçirdiği sosyolojik değişime ışık tutuluyor. Pulitzer’li Yeraltı Demiryolu, Amerika’nın edebiyattan  sinemaya çok geniş bir yelpazede  ele alınmış kölelik geçmişini günümüz dünyasında da anlamamızı sağlayacak şekilde kurguluyor.

Eser; bir plantasyonda annesi tarafından öksüz bırakılan Cora’nın hayatta kalma öyküsü. Perde köle tacirlerinin Afrika baskınlarından biriyle ve ana kahraman Cora’nın anneannesi Ajarry’nin vatanından koparılıp köleleştirilme süreciyle açılıyor.

Kitabın en vurucu yanlarından biri anlatılan ve artık hayal edebildiğiniz karakterin laf arasında öylece ölebilmesi. Whitehead  ‘’ölüm’’ olgusunu bu derece basitçe anlatırken bir okur olarak biz, romanı okuduğumuzda  insan hayatına değer verilmediği hissiyatını yaşıyoruz.

Bir gece ansızın, gemilerle gelen silahlı adamlar, katıksız ve sistematik şiddet; ten rengine dayandırılan acımasız bir sömürü açmazında insanı eşyaya çeviren bir kısır döngü, beyaz ve zencilerin düşmanlıkları ve bir kadının gücü..

Bir zamanlar Amerikan ekonomisine hayat veren, ucuz iş gücü kaynağı kölelerin hayatlarını ve onlara yapılan işkenceleri anlatan kitabın çevirisi biraz birbirinden kopuk ve ardışık cümlelerden oluşuyor. Bu yüzden okurken konsantre olarak okumanızda fayda var. Kitabın olumsuz yönlerinden biri de çok fazla karakterin kitaba girip çıkması. Kitap edebi açıdan biraz zayıf ancak konusu ve verdiği mesajlar şok etkisi yaratıyor. Kurgu; sade, abartısız cümleler ile zamanda ileri gitme, geri dönme teknikleri ile yapılmış.  Eğer dönem kitaplarına merakınız varsa bu kitabı okumalısınız.

Roman, üç kuşak kadının ekseninde hayatta kalma mucizesini kovalıyor; siyahları yok etmeye, onları ezip geçmeye odaklı bir düzende bir birey olarak hayatta kalma ve hayatta kalarak direnme, meydan okuma mucizesini…

Yeraltındaki raylar, Cora’yı, siyah yaşamları gütme gücüne sahip olduğunu düşünen -kimi yerde köleleştirip kimisinde denek haline getiren, kimisinde bir vitrine koyup sergilerken kimisinde de gördüğü yerde boynuna ip geçirip bir ağaçtan sallandıran- beyazların kanunları koyduğu bir eyaletten diğerine taşıyor ve bir dönemin manzarasını hayal etmemizi sağlıyor.

Whitehead, bölümlerin aralarında kullandığı kaçak köle ilanlarıyla kitabın gerçekliğini güçlendiriyor. Anlattıklarıyla Amerika’nın kirli geçmişini ifşa etmekle kalmıyor, yeni dünyaya ait toprakların hangi yöntemlerle elde edildiğine, Amerikan doktrini uyarınca işlenen insanlık suçlarına işaret ederek Batı medeniyetinin sırtını yasladığı şaibeli duvarı yerle bir ediyor.

Ekonomik adaletsizlik, fırsat eşitsizliği, Afrika kökenlileri sömürmeyi İncil’le aklamış düzenin çarpıklığı ışığında Batı’dan Doğu’ya, Ferguson’dan Charlottesville’e uzanan ırkçılık ateşi kolay kolay sönecek gibi görünmüyor ama öyküler, salt beyaz adamın tekelinde değil… Cora, “dünyada gerçekte olanlardan kimse söz etmek istemiyor, kimse hakikati duymak istemiyor,” diyor gerçi, ama manzara belli. Colson Whitehead’ın anlattıkları, bazısının rüyasının bazısının kâbusu olduğunu gösterecek, fırsatlar ülkesi Amerika mitini yere serecek kuvvette.

Alıntılar

“İnsan kendi başına gelen talihsizliklerin benzersiz olduğunu sanabilirdi ama gerçek dehşet bu deneyimlerin evrenselliğiydi.

‘’Alfabeyi öğrendiği için bir köleyi öldürenler bir kütüphane hakkında ne düşünür sence?’’

” Kaçmak abes bir fikirdi ama kırıntısı bile ona hayatının en güzel macerasını yaşatmıştı.’’

‘’Amerika o kadar çok Afrikalı ithal etmiş ve üretmişti ki, beyazlar pek çok eyalette azınlık konumuna düşmüştü. Sırf bu bile zencilerin özgür kalmasını imkansız kılıyordu.’’

‘’Gerçi göremeseniz bile hepimiz damgalandık, dışımız değilse de içimiz damgalandı…’’

‘’İnsanlar doğdukları zaman iyidir ama dünya onları kötüleştirir. Dünya zaten hep kötüdür ve her gün daha da kötü bir yer haline gelir. Ölümden başka bir şey düşünemeyecek duruma düşene kadar tüketirdi insanı. ‘’

‘’Dünya öyle kötü bir yerdi ama insanlar öyle olmak zorunda değildi, öyle olmayı reddedebilirlerdi.’’

-“Pazartesi sabahı işine gitmeden önce seninle konuşmak istiyorum.-Bir sorun mu var, Bayan Lucy?-Hayır,Bessie. Sonra konuşuruz. Hafifçe eğilerek selam verdi ve ofisine döndü.Siyahi bir kıza eğilerek selam vermek.’’

” Şimdi en iyisi zamanı Randall Plantasyonu’ndaki pamuk tartılarından biriyle ölçmekti; tartının bir kefesinde açlığı ve korkusu birikirken,diğer kefedeki umudu giderek tükeniyordu.”

‘’Kaçaklar öldürülmeden önce ağır bir işkenceden geçirilirdi. Geride kalan herkes, ölmelerine izin verilmeden önce maruz kaldıkları dehşetli ıstırabın kademe kademe artışını seyretmek zorundaydı.’’

‘’Beyazlar korkmakta haklıydı. Sistem bir gün çökecek çöküşü de kanlı olacaktı.’’

“Bütün insanlar eşit yaratılmıştır, tabi senin insan olmadığına karar verirsek o başka.”

‘’Başka birinin vurulduğu zincirleri görmek ve sizin üzerinizde olmadıklarına şükretmek – siyahilere bahşedilen tek teselli buydu, durumlarının her an daha kötü olabileceğini düşünüp avunurlardı.’’

“Siyahlar ölünce insana dönüşüyordu. Ancak o zaman eşitlerdi beyaz adamla.”

‘’Şu anda sergi vitrininin diğer tarafında dolaşan, yağlı burunlarını cama yapıştıran, alayla gülüp yuh çeken beyaz canavarların hakikatleri duymak istemediği kesindi.’’

‘’Beyaz adamların ne kadar etkili katliamlar yaptıklarıyla övündüklerini, kadınları ve bebekleri öldürmekle, başkalarının geleceklerini daha beşikteyken boğmakla böbürlendiklerini biliyordu. Çalıntı toprağı işleyen çalıntı bedenler. Durmak nedir bilmeyen bir makine vardı ve aç kazanı kanla besleniyordu Dr.Stevens’ın anlattığı ameliyatlar, beyazların başkalarının geleceğini gerçekten çalmaya başladığını gösteriyordu, Cora’ya kalırsa. Karnınızı yarıp kan akıtarak geleceğinizi söküp alıyorlardı. Başkalarının bebeklerini çalmak onların geleceğini çalmak demekti. Hala bu dünyadayken onlara var güçleriyle işkence ediyor, sonra gelecek nesillerin daha iyi günler göreceğine dair umudu da alıp götürüveriyorlardı.’’

“Bu ülkenin nasıl bir yer olduğunu görmek istiyorsanız demiryolunu kulanın derim ben hep. Hızla giderken dışarı bakarsanız Amerika’nın gerçek yüzünü görürsünüz.”

Yorum bırakın